AKP'nin tepkilerini not edenler onları bir bir masaya koyacaklar

Müyesser Yıldız yazdı: Bakalım “reel politik” değil “ABD politik” olan bu yaklaşım Rusya, Libya, Suriye, Irak ve hatta Katar'la ilişkilerimizde hangi “normalleşmeleri” zorunlu kılacak...

 

Dış politikamızda adeta “Türk baharı” başlatıldı. Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri hatta hatta İsrail'le normalleşme adımları atılıyor.

Bu açılımın hikmet-i sebebine gelmeden önce şöyle bir geriye dönelim.

2011 yılına kadar Suriye Devlet Başkanı “Kardeşim Esad” iken, birden hasım ilân edildi.

Yapmayın, etmeyin. Suriye bizim için önemli ülke. BOP devam ediyor.” diyenlere, “Baas'çı” yaftası vuruldu.

Aynı yıl Fransa'nın öncülüğünde Libya'ya karşı “Haçlı seferi” başlatıldı. İşgale NATO da dahil edilince, Erdoğan, “NATO'nun Libya'da ne işi var?” tepkisini gösterdi. Ama kısa bir süre sonra Libya'yı bombalayan NATO uçakları, İzmir’deki NATO karargâhından yönetilmeye başlandı.

Yine, “Yapmayın, etmeyin. Libya'yı parçalamak istiyorlar.” diyenler bozgunculukla suçlandı.

Suudi Arabistan'a gelelim. ABD'nin projesi “İslâm Ordusu” veya “İslâm NATO'su” kurulacak diye, dönemin Genelkurmay Başkanı, kamuflaj kıyafetleriyle Kral'ın huzuruna gönderildi, askerlerimiz Suudi Bayrağı arkasında yürüdü.

Bu ülkenin ABD piyonu olduğu uyarılarına kulaklar tıkandı. Kral, Trump'la birlikte “Kristal küre” başında poz verse de, İstanbul'un ortasında cinayet işlese de, İsrail'le ilişkilerini normalleştirip Yunanistan'a savaş uçakları yollasa da, Türk mallarına boykot uygulayıp Türk okullarını kapatsa da “gık” çıkarılmadı.

Ya Birleşik Arap Emirlikleri; aramız niye bozuldu? 15 Temmuz darbe teşebbüsünü desteklediği, Libya başta olmak üzere Afrika'dan Güney Asya'ya kadar Türkiye'yi zayıflatmak için Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, Sisi'nin Mısır'ı, Yunanistan ve Rum kesimiyle “Türkiye karşıtı cephe” kurduğu için. Çok değil, 10 ay önce Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, BAE'nin Libya ve Suriye'de Türkiye'ye karşı zararlı hareketlerde bulunduğunu belirterek, doğru yer ve zamanda hesap soracaklarını vurguladı. 9 ay önce de bizzat Erdoğan bu ülkedeki Büyükelçimizin geri çekilebileceğini söyledi.

Mısır'la sorun neydi? Sisi'nin darbe yapıp yönetimi ele geçirmesi ve Müslüman Kardeşler Örgütü'ne savaş açmasıydı. “Başka bir ülkenin içişlerine karışmayalım.” diyenler “darbeci” sayıldı. Koca 8 yıl “Diktatör Sisi” eleştirileri ve “Rabia” işaretleriyle geçerken, Mısır da kaybedildi.

Nereden nereye” gelindiğine dair tek bir örnek verelim.

Geçen yıl, “Mısır'a Libya'da barışa hizmet etmeyen, daha çok savaşı körükleyen ifadelerden kaçınmasını” öneren Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar bugün, Mısır ile ilişkilerin gelişmekte olduğunu kaydedip, “Bu dosta güven, sevinç veriyor; bazılarını da korkutuyor ve yıldırıyor. Mısır halkıyla bizim dostluğumuz, kardeşliğimiz, ortak değerlerimiz, çalışmalarımız var. Önümüzdeki dönem bunu göreceğiz. Bunun Türkiye, Libya, Mısır için son derece yararlı, faydalı ve gerekli olduğunu hep beraber yaşayacağız” diyor.

Peki, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Körfez ülkelerinin Türkiye karşıtı politikalarında gözle görülür hangi değişiklikler oldu ki, Ankara bu ülkelerle de “beyaz sayfa” açıyor?

Maalesef hiçbir değişiklik yok.

O halde ya dünkü politikalar yanlıştı ya da şimdiki!..

Bu büyük gelgitin yegâne sebebi ne mi?

Dün öyle olmasını ABD istemişti, bugün böyle olmasını da yine ABD istiyor!..

HEM DÜN HEM BUGÜN ALKIŞLAYANLAR

Dünkü yazısında Hürriyet'in Ankara Temsilcisi Hande Fırat, bu tabloyu “Reel politiğin dayattığı normalleşme” olarak ifade etti.

Vikipedi'ye başvurup, “Reel politik”in ne anlama geldiğine bakalım.

Herhangi bir ideale veya kurama bağlanmaksızın, tamamıyla mevcut gerçeklere uyum sağlayarak, amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmak anlamında kullanılan Almanca terimdir. Bu politikayı uygulayanlar, kendi ülkelerinin çıkarlarını amansızca korurlar ve karşılarındakilerden de bunu beklerler.” diye tarif ediliyor.

Bu tarife göre soralım:

Türk dış politikasını belirleyenler ülkemizin çıkarlarını dün mü amansızca korumaya çalıştı, bugün mü korumaya çalışıyor?

Bir başka garabet; iktidarın dünkü politikalarını “Cihan devleti oluyoruz” diye alkışlayıp destekleyenler bugün de aynı havada!..

Neyse ki, Hande Fırat satır arasında şu gerçeklerin altını çizdi:

“Yeniden diyalog politikasında, ekonomi, ABD’deki yönetim değişikliği, salgının etkileri kadar Körfez ülkelerinin Katar ile uzlaşısı, İsrail’in Körfez ülkeleriyle İbrahim anlaşmalarını imzalaması da etkili oldu. Kısacası sürdürülen politika tıkandı, normalleşme zorunlu oldu, görüşmelerin kapsamı ve katılımcıları da genişledi. Kimilerine göre geç de kalsa Türkiye normalleşme ve yeniden diyalogla doğru yoldadır... Bu durum, ilişkilerin artık 'yakın müttefiklik, stratejik ortaklık' gibi tanımlardan uzak olduğu Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkanı Joe Biden ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yapacağı görüşme açısından da önemlidir.”

Biz de şunu kaydedelim:

Karışımızdaki güçler Türkiye'ye hangi saldırıda bulunursa bulunsun Ankara, asla “kin, öfke” beslemiyor, uzatılan eli hemen tutup “dost” oluyor. Ama muhataplarımız öyle mi? Şu geçen 8-10 yılda Ankara'nın tepkilerini biriktirip, günü geldiğinde taviz almak üzere bir bir ceplerinden çıkarıp masaya koyacaklarını unutmayalım.

Bakalım “reel politik” değil “ABD politik” olan bu yaklaşım Rusya, Libya, Suriye, Irak ve hatta Katar'la ilişkilerimizde hangi “normalleşmeleri” zorunlu kılacak...

Müyesser Yıldız

Odatv.com


 
 
Bu habere tepkiniz:
Müyesser Yıldız

İLGİLİ HABERLER
Odatv