Kendi gerçekliğinde bir ilk film

Ben Bir Denizim, aslında kendi intikamını çocuğu üzerinden alan ailelere bir an durup kendilerini görmek noktasında sinematografik bir ses olmuş... Elçin Demiröz yazdı...

 

Geçtiğimiz hafta Netflix’de sessiz sedasız vizyona bir film girdi : “Ben Bir Denizim”. İlk kez 2020 yılında Altın Koza film festivalinde yayımlanan yapımın senarist ve yönetmen koltuğunda aslen işletmeci olarak tanıdığımız Umut Evirgen oturuyor. Filmin başrollerini ise Serkan Keskin, Gürberk Polat, Sitare Akbaş ve Celil Nalçakan paylaşıyorlar.

Kağıt toplayıcısı Deniz’in (Gürberk Polat) aynı zamanda patronu olan babası (Serkan Keskin) ile ilişkisini konu alan yapım izleyiciyi, gerçek hayattan son derece tanıdık gelen yaşanmışlıkların kıyısına bırakıyor.

KAĞITTA KALMAYAN HAYATLAR

Aslında birkaç ay önce Netflix’te yayımlanan ve başrolünde Çağatay Ulusoy’un oynadığı “Kağıttan Hayatlar” ile kağıt toplayıcılarının hayatına ucundan girivermiştik. Ucundan diyorum, çünkü o zaman da yazdığım eleştiride yapımın “büyü(ye)memiş bir adam” figüründe sıkışmış kaldığını, aslında kağıt toplayıcılarının daha da derinleşebilecek ve derinleştikçe bu adamla da bağ kurabilecek meselelerini teğet geçmeyi tercih ettiğini belirtmiştim.

Oysa ki “Ben Bir Denizim” Kağıttan Hayatlar’a göre çok daha gerçek bir film. Hikayeleştirilmiş bir belgesel havası taşısa da izleyiciyi usulca Deniz’in duygu dünyasına sokmayı çok iyi başarıyor.

EMRİVAKİ DUYGU ENJEKTE EDEN YAPIMLARA KARŞI

Son zamanlarda çekilen yapımlarda - ki özellikle filmlerde - izleyiciyi biraz daha emrivaki biçimde, yapımın içine sokan bir anlayışın hakimiyeti var. Bunda dizi ve film sayısının artışıyla birlikte ortaya çıkan konu çeşitliliği, oyuncu yeterliliği ve yönetmen becerisine ihtiyacın da aynı oranda yükselmesi sebep gösterilebilir. Bu perspektiften bakıldığında Ben Bir Denizim, oğlunu hiçbir zaman yeterli görmeyen bir babanın ve kendini kanıtlamaya kendince çareler bulan bir oğlanın hikayesini dramın dibine vurmadan vermeyi çok iyi başarmış. Deniz rolünde, çok da tanıdık bir sima olmayan Gürberk Polat var. Bir yarışma birinciliğiyle başlayan oyunculuk hayatının ilk başrol denemesi olarak bu karakter üzerine adeta dikilmiş gibi duruyor. Yönetmen Evirgen’in Polat’a böyle bir şans vermiş olması, oyuncunun kim olduğundan öte “ne olduğuna” odaklandığının açık bir göstergesi. Keza girdiği her rolde adeta ayrı bir film çeken Serkan Keskin de Türkiye’deki birçok babanın dna kodlarına sahip bir karakterle karşımıza çıkıyor ve sayısız babanın özeti niteliğinde bir oyunculuk ortaya koyuyor.

KAĞITTAN HAYATLAR’IN İLHAMI BU FİLM        

Birkaç ay önce Netflix’te izleyiciyle buluşan ve başrolünde Çağatay Ulusoy’un oynadığı Kağıttan Hayatlar, Ben Bir Denizim’den bir sene sonra çekilmiş. İlginçtir ki iki yapım arasında “tesadüf” denilemeyecek benzerlikler var. Çuvalın üzerinde zıplama sahneleri, bırakıp giden annenin izleyici gözündeki yansıması, Suriyeli kağıt toplayıcılarıyla yarış, çuvaldan kafa çıkarma enstantaneleri, kağıt arabasıyla kayma hareketi, kandırılma ve soyulma temaları… Aslında bu sahnelerin hepsi dramın altını ören görünmez metinler niteliğinde. Yine Kağıttan Hayatlar eleştirimde başlık olarak “kağıtta kalan hayatlar” ifadesini seçmiş, Ulusoy elinden gelen eforu ortaya koymasına rağmen makyajlı bir sokak hikayesinden öteye gidemediğini belirtmiştim. Şimdi anlaşılıyor ki tüm bunlara ek olarak Kağıttan Hayatlar, kağıt toplayıcılığının drama giden ve banko gibi görünen kestirme rüzgarında ilk olarak kendi serinlemek istemiş.

UMUT VAAT EDEN BİR İLK FİLM

Hem senaryo hem de yönetmen olarak ilk uzun metrajlı film denemesi Ben Bir Denizim ile Umut Evirgen’i sadece işletmeci olarak tarif etmek sınırlı olur. Babası da bu sektörde olmasına rağmen, Evirgen kendi jenerasyonunun eğlenme isteğini çok iyi okuyarak bu ruha hitap eden işletmeler kurarak babasından farklı yol çizen bir girişimci. Berkeley’deki işletme eğitiminden sonra sinema alanında yaptığı yüksek lisans ile gönlünü bu işe kaptırıyor. Babasıyla ilişkisinden çağrışımlar taşır mı bilinmez ancak bir ilk film olarak “Ben Bir Denizim”deki en önemli başarısı, bir kağıt toplayıcısının duygusal dünyasına çok iyi sızabilmesinde ve bunu yansıtırken kullandığı alışılmışın dışında kamera açıları, sahne planları ve metinlerle mümkün olduğu kadar “gerçek gibi” yansıtabilmesinde yatıyor. Haliyle de özellikle deneyime açık, sorgulamayı seven, alt metin arayan izleyici için lezzetli bir iş ortaya çıkıyor. Bu kesitten bakıldığında Ben Bir Denizim, o özlediğimiz festival filmleri havasında. Ne dediğini en az nasıl diyeceği kadar bilen, zorlama duygu içermeyen, kendi gerçekliğinde bir yapım.

Filmin sonunda ise umulmadık bir mahkeme kararı var. Belki bu son kısım, filmin tek gerçekle çelişen yanı gibi gözükse de aslında burada da metaforik bir açı sunulmuş. Ailenin yargılayışı bazen adaletten bile daha acımasız olabiliyor. Bu noktada da Ben Bir Denizim, aslında kendi intikamını çocuğu üzerinden alan ailelere bir an durup kendilerini görmek noktasında sinematografik bir ses olmuş.

Elçin Demiröz

Odatv.com


 
 
Bu habere tepkiniz:
Elçin Demiröz
Odatv